Yerel İşletme Logo

Oyun ciddiyet ister 26 Ağustos 2005


Akıl, dürtü, sağduyu, haset, coşku ve diğerleri... Yeşim Türköz, 'İç Dünya Oyunları'nda okuyucuyu ilginç oyunlarla dolu bir tatile davet ediyor.

İlk kitabı Büyü Dükkânı'yla okuyucuları selamlayan Yeşim Türköz şimdi de İç Dünya Oyunları ismini verdiği ikinci romanıyla karşımızda. Klinik psikoloji uzmanı ve psikoterapist olan yazar, bu engin psikoloji bilgisini, kurmacanın ana besin kaynağı olarak kullanmaya devam ediyor. Türköz'ün yeni kitabında da yine ruhsal dünyamız sözü alıyor ve arzuları, hayal kırıklıklarını anlatmaya başlıyor. 
"Yunus Emre'nin söze vurduğu gibi, bir başka ben vardır sanki 'ben'imizin içinde. Orda bir şeyler olmaktadır ve çoğu zaman biz dışarı sızanların izini takip ederek oraya varmaya çalışırız. Her ne kadar kendimizi tanısak bilsek de bazen yabancıyızdır içeride olup bitenlere. Severken vazgeçebilir, kızarken affedebilir, isterken korkabilir, doğrulurken düşebiliriz ve neden böyle olduğunu anlamayız çoğu zaman. İç dünyamızın alacakaranlığındaki istemsiz oyunların yansımalarıdır bunlar." 
Yeşim Türköz, İç Dünya Oyunları'nın iskeletini de tıpkı Büyü Dükkânı'nda yaptığı gibi oyun üzerine inşa ediyor. İç Dünya Oyunları'nda fantastik bir öykü ve sıra dışı kahramanlar bekliyor bizi. Akıl, Dürtü, Sağduyu, Haset, Coşku, Vicdan, Hüzün, Bellek ve diğerleri, yasak aşk, ayrılık gibi çetrefil projeler üzerinde çalışıp, bu grift 'iş'lerden yorulunca hep beraber tatile çıkmaya karar veriyorlar. Fikir, Coşku'dan çıkıyor, organizasyonu Akıl yapıyor. Böylece, ismi olup cismi olmayan bu varlıkların, her gününü psikodramatik bir oyunla taçlandırdıkları bir haftalık tatilleri başlıyor. Onların aralarında oynadıklarına biz de eşlik ediyoruz farkına bile varmadan. Ama oyunların her biri kendi kendimizle karşı karşıya gelme seansları olup çıkıyor sonunda. 
Yazar, romanındaki pek çok şey us dışı olsa da bizi inandırmayı kolaylıkla başarıyor. Bunda da metnine oya gibi işlediği zengin ayrıntıların payı büyük. Mesela kitap kahramanlarının giysileri bunun için çok iyi bir örnek. Coşku kırmızılı, morlu, yeşilli, sarılı alacalı giysisi ve kocaman kenarlı, çizgili şapkasıyla gezerken bellek çok cepli kıyafetler giyiyor. Öfke ise ateş kırmızısı tonlarında dolaşıyor. Yani aralarında rüküş olan yok, hepsi kendine yakışanı giyiyor. 
Gelelim oyunlara. En ilgi çekici olandan, Büyü Dükkânı'ndan başlayalım anlatmaya. Büyü Dükkânı, içinde her şeyin satıldığı bir yer. Müşteriler buradan aşk, şans ya da mutluluk gibi pek çok şeyi satın alabiliyorlar rahatlıkla. Ama karşılığında çok önemli bir bedel ödemeyi göze alarak. Bu büyülü dükkâna biz de giriyoruz ve oyunun sonunda hayatımızda en çok eksikliğini duyduğumuz şeyi buluyoruz. 

Hem hasta hem doktor 
Bir başka oyunda, biri ebe seçiliyor ve dışarı çıkartılıyor, geri kalanlar aralarında birtakım değişiklikler yapıyor ve ebe tekrar içeri alındığında yokluğunda farklılaşan şeyleri sorular sorarak bulmaya çalışıyor. Ebenin sorduğu sorularla tezat duygularımızın üzerindeki perde aralanıyor. Ve içimizde bir sorgulama süreci başlıyor. 
'Altı Saat Kala' da romandaki en çarpıcı oyunlardan biri. "Ölüme altı saat var. Ne yaparsın? Nasıl geçirirsin, hayal et ve anlat" diyor yazar, hem kitap kahramanlarına hem de okuyucularına. Çok ilginç yanıtlar çıkıyor karşımıza. "Yaşam dibi çatlak kavanozdaki su gibiydi. İçindeki balıklar çatlağın ne büyüklükte olduğunu ve suyun hangi hızla eksildiğini hiç bilmezlerdi. Onlara düşen her gün biraz daha azalan suyun içinde dünkünden daha iyi yüzmekti." 
Sıra dışı roman kahramanları kendi aralarında oyundan oyuna koşarken sadece bizi peşlerinden sürüklemiyorlar, bir psikoterapistin de dikkatini çekiyorlar. Onu da oyunun içine alıyorlar. Psikoterapistin bulduğu oyunu oynuyoruz hep birlikte. Kuralsa çok basit: "Burası bir klinik, hasta da sizsiniz doktor da. Hadi kendinizi tedavi edin." 
Bu soru üzerine Kibir, peçetesine bir şiir karlamaya başlıyor: 
Ya hiç sevmedin kendini, kimse sevmiyor diye ya da bir tek sen sevdin kendini kimse sevmiyor diye. 
Sadece kibir değil tabii kendiyle hesaplaşan. Bizimde görünen ve görünmeyen yüzümüz başlıyor dertleşmeye. Yazarın dediği gibi: "Çoğu zaman oyunların etkisi gerçekler kadar çarpıcı olur. Tabii oyun oynamayı çocuklar kadar ciddiye alıyorsanız eğer."

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=4274


YUKARI