Yerel İşletme Logo

Çocukların Anne Babalarını Yenme Hakkı 31 Ocak 2014

Can Dündar’ın yazdığı, “Ali topu Agop’a at” başlıklı yazı, sarsıcı bir üzüntü yarattı içimde. Yazıda, Hrant Dink anısına ailesi ve dostları tarafından kaleme alınan kitaptan bir alıntı vardı. Oğul Arat Dink, babalarını öven arkadaşlarının yanında iken içinden neler geçtiğini, babasına şöyle ifade ediyor: “Bir oğulun babasını anlatmaktan daha iyi şeyler yapması gerektiğine inandım hep… Biliyorum ki sen de, babasını anlatan bir oğul olmamdan fazlasını isterdin, benim için… Oğullar babalarını yenmedikçe bir dünya nasıl ilerler? Katillerin aldıkları bir şey de çocukların, babalarını yenme hakkıdır.”

Bu cümleler, yalnızca babasını yitiren bir gencin isyanını anlatmıyor. Aynı zamanda, siperinde kendini güvende hissettiği o sağlam kalenin yıkılışı karşısında duyduğu çaresizliği, öfkeyi ve derin, çok derin acıyı da anlatıyor. O öyle bir kale ki, ona ihtiyaç duyduğunuz sürece orada durmalı; artık ona ihtiyacınız kalmadığında ise kendisini yıkmanıza ve dünyaya açılıp gitmenize izin vermelidir.. Çocukluktan gençliğe geçiş hattı, yaşam treninin belki de en zorlu hatlarından biridir. Raylar kah aydınlık bir düzlükten, kah karanlık bir tünelden geçer. Bazen dimdik bir yokuşa çıkar sonra da hızla aşağı doğru savrulduğunuzu hissedersiniz. Ergenlik dönemi, hem büyümekte olan çocuk için hem de anne baba ve yakın çevre için sarsıntılıdır. Anne babalar bu sarsıntıyı daha hafif atlatabilmek için bütün olanaklarını seferber edebilirler ve bunun karşılığında çocuklarından da sessiz sedasız bir uyum bekleyebilirler. Ancak çocukların, yetişkinliğe yönelebilmeleri için, yalnızca olumlu, sorunsuz, iyi ve sevecen yönleriyle değil, aynı zamanda olumsuz, isyankar, savaşçı yönleriyle de kabul görmeleri gerekir. Birey olma serüveni, benliğin bir bütün olarak keşfedilmesi, yaşanması ve zarar vermeden, zarar görmeden ehlileşmesi sürecidir. Büyümek demek, bebeklikten itibaren anne ya da baba ile önce özdeşmek, sonra da farklılaşarak onlardan ayrışabilmek demektir. Bebeklikte masumane başlayan bu mücadele, ergenlikte adeta bir savaşa dönüşebilir. Çocuk, yetişkin olabilmek için o güne değin sırtını dayadığı ebeveynini karşısına alarak onu devirmeye, yere yıkmaya uğraşır. Alacağı galibiyet, yitirmekte olduğu çocukluğun hüznünü de unutturacaktır ergene.. Ancak her şeyin bir zamanı vardır. Eğer anne-baba bu mücadelede hemen yıkılır, ilkelerinden vazgeçer, kısacası erken pes eder ve yenilirse, ergen zamanından önce kazandığı bir galibiyetin de acısını çekecektir. O tam sizi yenilgiye uğratacakken siz tahtınızdan feragat etmiş olursunuz ve onun mücadelesi yarım kalır. Erken kazanılmış, zahmetsiz bir zafer onu mutlu etmez. Her ne kadar o her an sizi altetmeye çalışsa da ihtiyacı olan şey sizin meydanı ona bırakmanız değil, gücünüzü elden bırakmadan onunla mücadele etmeniz ve onu sağlamlaştırmanızdır. Olgunlaşmak için girilen bu sembolik savaşta, ebeveynin çocuğu için yapabileceği en önemli şey, parçalanmadan, yıkılmadan, önemli ilke ve değerlerden vazgeçmeden çatışmak ve hayatta kalabilmekdir. Öyleyse bu savaşın galibi kim olacaktır? Ya hiç kimse ya da herkes.. Eğer gencin savaşmasına izin verilmezse ve genç ailenin katı sistemine hapsolup kendi biricikliğini feda ederse her iki taraf da kaybeder.. Eğer genç, o aile içinde barınamayacak kadar farklılaşır ve orayı terkederse (manevi terkler de mümkündür) yine herkes kaybeder.. Eğer genç, farklılaşarak ve biricikliği ile kabul görerek orada kalabilirse herkes kazanır..

Arat Dink’insözlerinden anlaşılıyor ki, Hrant Dink, oğluna, babasıyla mücadele etme güç ve cesaretini kazandırabilmiş. Oğlunun kendisini yenme hayalini besleyebilen bir baba, onun yüreğinde her daim hayatta ve dimdik ayaktadır. Oğul ise yüreğindeki kolay yıkılmayan baba ile mücadelesine devam edecektir. Katiller, çocukların babalarını ellerinden alabilirler ama onları yenme hakkını asla.. Çünkü katiller içimizdeki anne babaları öldüremezler..

Yeşim Türköz 3 Ekim 2007


YUKARI