Yerel İşletme Logo

Ergenliği Anlamak 31 Ocak 2014

Ergenlik, başkalaşma ve dönüşüm gibi sarsıntılı değişimlere sahne olan bir gelişim dönemidir.  Hatta o kadar ki, kimilerine göre ergenlik bireyin ikinci doğumudur. Fransız psikanalisti Françoise Dolton, ergenin tıpkı yeni doğmuş bir bebek gibi kırılgan ve dayanıksız olduğunu söyler.

Ergenlik bir sorun ya da bir hastalık değil, doğal ve gerekli bir süreçtir. Ancak birey bu dönemde, birçok cephede birden savaşmak zorunda kalır. Ergenin verdiği savaş, hamuru anne babaya ait olan çocukluk benliğini terkederek, kendi yetişkin benliğini yoğurmanın savaşıdır.  Ergen, bir yandan çocuk benliğine veda etme, bir yandan da ailesinden ayrışma, farklılaşma çabasına girer.

Bireyselleşme ihtiyacı, kendisini önce fiziksel uzaklaşma ile göstermeye başlar. Ailenin geleneklerine ve alışkanlıklarına yönelik tepkiler çıkar ortaya. Örneğin, eve gelen misafirlerin yanında oturmamaya başlamak, aileyle birlikte gezmeye gitmemek, aynı masada yemek yemeği reddetmek gibi… Bir yandan da kendi dünyasını başkalarından gizleme çabası başlar. Örneğin, arkadaşlarının kim olduğunu ya da onlarla ne yaptığını uzun uzun anlatmaz. Artık kendi dünyası “özel” olmaya başlamıştır. Bu gizliliğin nedeni, saklanması gereken şeyler yapmasından çok, benlik sınırlarını belirginleştirme ihtiyacıdır.

Ergenin aileden farklılaştığını en iyi gösterebildiği alanlar, giyim, müzik zevki ve konuşma şekilleridir. Marjinal bir giyim tarzı, ailenin sevmediği müzikler,  değişik bir dil kullanma gibi davranışlar göze çarpar. Amaç yeni bir stil oluşturmaktan çok “farklı olmak” olduğundan neyin seçildiği değil, seçim yapmak önemlidir. Bu nedenle zevkler sıklıkla değişir. Yalvararak aldırılan bir giysi, bir hafta sonra bir kenara atılabilir.. Saç şekli sürekli değişebilir.. Hatta konuşma biçimi,  mimik ve jestler, yürüyüş şekli bile sıklıkla değişiklik gösterebilir.

Ergen, bu dönemde çok güçlü olduğuna ve hatta kendi başına yaşayabileceğine, ailesinin desteğine ihtiyacı olmadığına inanmaya başlayabilir.  Bu inanç nedeniyle sorunlarını da ailesiyle paylaşmaya yanaşmaz ve onların yardımı olmadan altından kalkmaya çalışır. Ancak bu gerçekçi olmadığı için de çoğunlukla başarısızlık, yalnızlık ve hüzün yaşar. Aslında her ne kadar onlardan ayrışmak, farklılaşmak ve birey olmak ihtiyacı içindeyse de onların desteğini kaybetmekten korkmaktadır.  Bağımsızlık, henüz onun bir gerçeği değil, yalnızca ihtiyacıdır.

Ergenin mücadelesi, çocukluk döneminin güvenli sularında yüzmekle, önüne çıkan açık denizlere açılmak arasında bir yerlerdedir.  Annesinin başını okşaması bir yandan onu rahatlatırken, bir yandan da huzursuz eder; çünkü o artık küçük bir çocuk değildir ve o eli itmesi gerektiğini düşünmektedir. Ancak sığınmakla, meydan okumak arasındaki bu med-cezir anne babayı yorduğu kadar ergeni yormayacaktır.

Benlik sınırları belirdikçe, ergen olgunlaşmaya başlar. Kendisi ve dünya hakkındaki değerlendirmeleri uçlardan yavaş yavaş makul ölçülere çekilir. Yani ailesini düşman gibi görmekten ya da arkadaşlarını ilah gibi algılamaktan vazgeçmeye başlar. Artık giderek çatışma ihtiyacının nedenlerini kabul etmeyi ve uzlaşma aramayı düşünmenin zamanı gelmektedir. Ergenlik dönemi mücadelesinde aile ve toplumla, sağlıklı sınırlar içinde çatışan genç, bu dönemin sonunda yetişkin yaşamının sorumluluklarını almaya ve geleceğe yönelmeye hazır hale gelir.

Aile Yaşam Dönemlerinde Kritik bir Evre Olarak Ergenlik

Ergenlik dönemi, ebeveyn-çocuk ilişkisindeki en zor dönemlerden biri olarak bilinir. Bu yalnızca anne babalar için değil, genç için de böyledir.  Ancak bu dönemden yakınan, çoğunlukla gençler değil, anne babalardır. Bunun nedeni, de yaşanan sorunların anne baba tarafından kendi çocuk yetiştirme stillerinin başarısızlığı olarak algılanması ya da aile için bir sağlıksızlık işareti olarak görülmesidir. Çünkü anne babalar, çocuklarını o zamana kadar iyi yetiştirirlerse ergenlik döneminin “sorunsuz” geçeceği şeklinde bir varsayım geliştirirler. Oysa bu, kesinlikle yanlış bir varsayımdır.

Çocuğunuzun kişisel gelişimi için bütün olanaklarınızı seferber ettiğiniz ve elinizden gelen herşeyi yaptığınız halde yine de ummadığınız sonuçlarla karşılaşabilirsiniz. Çünkü çocukların yetişkinliğe yönelebilmeleri için öncelikle benliklerini bir bütün olarak keşfetmeleri ve yaşamaları gerekmektedir. Bütün benlik dediğimiz şey, yalnızca olumlu, sorunsuz, iyi, sevecen yönlerini değil, aynı zamanda olumsuz ve yıkıcı yönlerini de içerir.  Bu nedenle ergen ile anne baba arasında bir mücadele yaşanacak ve herkesin bunu atlatıp hayatta kalması gerekecektir.

Büyümek demek, anne babanın yerini almak demektir. Bu durum bebeklikte de geçerlidir. İlk özdeşimler anne babayla kurulur. Bebeklikten çıkış ve bireyleşme,  aynı zamanda anne ya da babayla özdeşleşerek onlardan ayrışma sürecidir. Çocuk, ancak ebeveynini içselleştirerek ondan ayrışabilir. Yalnız, bebeklikte bu durum daha masumane yaşanırken ergenlikte ise büyümek ve ayrışmak adeta bir cinayet işlemek kadar kanlı olabilir. Bir çocuk, yetişkin olacaksa, bu hamle metaforik olarak ebeveyninin cansız bedeni üzerinden yapılır. Ancak bu beden, her seferinde küllerinden yeniden doğmalıdır. Ebeveynle mücadele ve çatışmanın anlamı budur. Olgunlaşmak için işlenen bu sembolik cinayet, yetişkin statüsüne ulaşmanın doğasında vardır. Bu durumda, ebeveynin ergen için yapabileceği en önemli şey, parçalanmadan, yıkılmadan, önemli ilke ve değerlerden vazgeçmeden çatışmak ve hayatta kalabilmektir.  Elbette her ergen bu derece çatışma yanlısı olmayabilir ve bu dönemi evde, uyum içinde geçirebilir. Ancak isyan, sizin onu kendi başına varolacak şekilde yetiştirmenizin ve sağladığınız güven ve özgürlüğün bir sonucudur. Bu,  yalnızca sizden bağımsızlaşmaya değil, sonrasında da tüm yaşamı boyunca kendini koruyabilen ve ortaya koyabilen bir birey olarak varolabilmeye de hizmet eder. Eğer anne-baba bu mücadelede erken pes eder, yıkılır ilkelerinden vazgeçer, kısacası yenilirse, ergen zamanından önce kazandığı bir galibiyetin acısını çekecektir. O tam sizi öldürecekken siz tahtınızdan feragat etmiş olursunuz ve onun mücadelesi yarım kalır. Erken kazanılmış bir zafer onu mutlu etmez. Her ne kadar o her an sizi alt etmeye çalışsa da ihtiyacı olan şey sizin meydanı ona bırakmanız değil, gücünüzü elden bırakmadan onunla mücadele etmeniz ve hayatta kalmanızdır.

Anne babaların bilmesi ve katlanması gereken bir gerçek vardır ki, o da ergenin “olgunlaşmamış” olduğu gerçeğidir. Olgunlaşmamışlık, ergenlikte sağlığın temel unsudur.  Olgunlaşmamışlığın tek tedavisi vardır: Zaman… Zaman büyütür ve olgunlaştırır.

Yaratıcı düşünce ve cesur yaşam görüşleri, olgunlaşmamışlığın içinden çıkar. Toplumun,  henüz sorumluluk almamış kişilerin özlemleri tarafından sarsılmaya ihtiyacı vardır. Bu özellikler yalnızca birkaç yıl sürer. Olgunluğa ulaşıldıkça her bireyin yitirmek zorunda olduğu şeylerdir bunlar. Yetişkinler tahtlarından erken feragat ederlerse, ergen zamanından önce ve yanlış bir yoldan yetişkin hale gelir. Her ne kadar ergenler bunun için savaşıyor olsalar da yetişkinlerin, ergenlere taşıyamayacakları sorumluluklar verip, onların sahte bir olgunluk kazanmalarına neden olmalarının kimseye bir yararı yoktur.

Ergenin kendi olgunlaşmamışlığının farkında olmasını ve sınırlarını bilmesini beklememek gerekir. Örneğin, bir ergene “sen henüz olgunlaşmadın” demenin hiç bir anlamı yoktur. Ergen sizden bunu değil, meydan okuyuşunuza karşılık vermenizi bekler. Bu da kendi yaşam görüşünüzü savunmanız ve onunla mücadele etmenizdir.

Kısacası ergenlerin benliklerini kazanma hareketlerine bir çatışma edimi ile karşılık verilmesi ve gerçeklik kazandırılması gerekir. Çatışma, misilleme ya da intikam niteliği içermeyen güçlü ve yararlı bir sınırlama şeklinde olmalıdır. Ergenlerin, yetişkin olabilmek için yetişkinlere ihtiyaçları vardır. Size meydan okuyan ergen, aslında sizin ona kazandırmış olduğunuz kendini ortaya koyma gücünü göstermekte ve sizin de kendi gücünüzle bu meydan okumaya karşılık vererek, onu makul bir biçimde sınırlamanızı beklemektedir. Çünkü hayat, onun karşılaştığı fırtınalarla değil, gemiyi limana yanaştırıp yanaştırmadığıyla ilgilenecektir..


YUKARI