Yerel İşletme Logo

Kurtulamadıklarımız: Kaygılarımız, Korkularımız, Takıntılarımız 31 Ocak 2014

Dr. Psk. Yeşim Türköz

Stres Karşısındaki Olağan Korku ve Kaygı Tepkilerimiz

Hepimiz, günlük yaşamımız içinde birçok kez stres yaratan durumlarla karşılaşır ve korku, kaygı gibi duygular yaşarız. Örneğin, karanlıkta birinin aniden karşımıza çıkması, bir patlama sesi duymak, trafikte bir kaza tehlikesiyle burun buruna gelmek, yakınlarımızdan birinin başına birşey geldiğini duymak gibi fiziksel sağlıkla ilgili durumlar olabileceği gibi, sınav, topluluk önünde konuşma, eleştiri alma, yeni bir işe girme, taşınma, hamile kalma vb. pekçok durum da kişinin korku ve kaygı tepkisi göstermesine yol açabilir. Bu duygular, insanın en temel işlevlerinden olan hayatta kalma güdüsünün bir sonucu olarak ortaya çıkar. Korku, koruyucu işlevi nedeniyle hayatta kalmamızı sağlayan bir duygudur. Korkularımiz sayesinde tedbir alır ve kendimizi korumayı öğrenir ve hayatta kalmayı sürdürebiliriz. Aşağıda, stres yaratan bir durum karşısında gösterdiğimiz bedensel, zihinsel ve duygusal tepkiler anlatılmaktadır.

Fizyolojik Tepkiler:

Tüm canlılarda gözlenen tepkilerdir. Hans Selye (1936) tarafından Genel Uyum Sendromu olarak adlandırılmıştır. Bir tehdit ya da uyarıcı ile karşılaştığımızda, beyinde küçük bir sinir hücresi topluluğu olan hipotalamus, bedenin diğer bölgelerine işaretler gönderir ve bir dizi karmaşık bedensel tepkiyi ortaya çıkartır.

Görüldüğü gibi, stresin yolaçtığı bedensel değişimler, varoluşumuzu sürdürebilmemizi sağlayan tepkilerdir. Bu tepkilerin bütününe organizmanın “savaşma ya da kaçma” tepkisi adı verilir.

Bütün bunların bireye yansıması ise, kalp atışlarında artış, terleme, hazımsızlık, mide kasılmaları, kasların gerilmesi, nefes daralması, çene kasılması, dişlerin gıcırdatılması, ağız kuruluğu, konsantrasyon güçlüğü,  unutkanlık, tedirginlik ve kaygı, korku, üzüntü, kızgınlık gibi duyguların yoğunlaşması şeklinde olmaktadır.

Ancak biz günlük dilde bu değişimleri daha farklı şekillerde ifade ederiz: Kalbim yerinden çıkacak gibi, elim ayağım buz kesildi, kan beynime sıçradı, yüreğim ağzıma geldi, nefessiz kaldım, az daha altıma yapıyordum, küçük dilimi yuttum, kaskatı kesildim, dizimin bağı çözüldü vb…

Organizma yeni denge durumuna kavuştuğunda sempatik sistem yavaşlar ve parasempatik sistemin faaliyeti başlar. Eğer durum bir “tehdit” olarak algılanmadıysa herhangi bir davranışsal önlem gerekmemektedir ve parasempatik sistem süreçleri ağırlık kazanır.

Bilişsel Tepkiler:

Duygusal tepkiler:

Durum, biyo-psiko-sosyal varoluşa bir “tehdit” olarak yorumlanırsa korku ve kaygı yaşanır (deprem, trafik kazası, hastalık vs.).

Korku ve kaygı benzer duygulardır ancak korkuda algılanan tehlike daha çok dışarıda ya da somuttur. Kaygıda ise algılanan tehlikenin kaynağı içseldir. Yani, kaygı bizim düşüncelerimizden ve endişelerimizden kaynaklanır. Örneğin, başarısızlık beklentisi, bizim ya da yakınlarımızın başına kötü birşey geleceği endişesi, hata yapma / mükemmel olamama, eleştirilme/suçlanma/cezalandırılma endişeleri gibi…  Kaygı genellikle korku kadar belirgin değildir. Daha düşük şiddette, daha uzun süren ve son derece rahatsız edici bir duygudur. Sinsi bir korku gibidir. Duyguyu daha az, sonuçlarını daha çok farkederiz. Huzursuzluk, yerinde duramama, dikkat dağınıklığı, konsantre olamama, uyku uyuyamama, sakarlık, yorgunluk, halsizlik, enerji kaybı, iç sıkıntısı gibi belirtiler kaygının sonuçları olarak kendini hissettirir.

Davranışsal Tepkiler:

Korku ve kaygılar, gerçek yaşamın gerektirdiği oranda olduğu sürece sağlıklıdır; dikkatli olmamızı, hayatta kalmamızı, başarılı olmamızı, geleceği planlamamızı, doğru seçimler yapmamızı sağlar.  Ancak çoğu zaman, yersiz ve gereğinden daha fazla kaygı, korku yaşadığımız olur. Normalin üzerindeki kaygı ve korkular hem kendimiz hem de çevremiz için sıkıntı verici olur ve giderek hayatı zorlaştırır. Aşağıda ihtiyacımızın ötesinde ve çoğunlukla başaçıkmakta güçlük çektiğimiz kaygı ve korkular anlatılmaktadır.

YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU

Yaygın anksiyete bozukluğu en az 6 ay süreyle , hemen her gün kaygı, endişe olumsuz beklentiler, huzursuzluk, çabuk yorulma, gerginlik, konsantrasyon güçlüğü gibi belirtilerle giden toplumsal ve mesleki işlevselliği bozan bir durumdur.

Klinik özellikleri içinde yaygın ve yoğun bir  huzursuzluk, titreme, baş ağrısı, terleme, çarpıntı, mide şikayetleri, boğulma hissi, endişeli beklenti gibi belirtiler ön plandadır. Sıradan iş yükümlülükleri, ekonomik durum, aile üyelerinin ve kendi sağlığı, basit ev işleri, randevuya geç gitmek gibi birçok olay ya da durum endişe doğurabilir. Endişelerin çoğu, bu tür günlük yaşamda rutin olarak karşılaşılan durumlara yöneliktir. Hepimiz bu durumlarda endişeye kapılabiliriz. Ancak yaygın anksiyete bozukluğunda kişinin yaşadığı anksiyete ve endişe, risk olasılığı ve sonuçları açısından orantısızdır. Anksiyetenin süresi, sıklığı ve şiddeti beklenenden fazladır. Yaygın anksiyeteli kişi, işleri yolunda gitse de kaygılıdır. Belirsiz kaygılar ve genel duyarlılık, sürekli kaygılı ve tedirgin olmasına , umudunu kolayca yitirmesine yol açar. Büyük güçlükle bir karar verebilse ve bunların doğurabileceği olumsuz etkiler üzerinde aşırı bir kaygı sürdürülür.

Tedavi

Yaygın anksiyete bozukluğunda psikoterapi ve ilaç tedavisi birlikte  kullanıldığında   etkili olur . Uygun yöntemlerle tedavi edilmezse ve nedenler ortadan kaldırılmazsa süreğenleşebilir.

FOBİLER

Gerçekte korku yaratmayacak bir objeye, aktiviteye veya duruma karşı aşırı korku duyma ve kaçınma davranışında bulunmaya fobi denir. Fobik kişiler belli bir durum, nesne veya aktivite ile karşılaştığında aşırı derecede korkarlar. Kişiler korkularının yersiz ve aşırı olduğunun farkındadır, ancak bunu bilmek korkularını azaltmaz.  Korkuları fobik kişinin günlük işlevlerinde bozulmaya neden olur.

Fobi Belirtileri
Korku yaratan obje, durum ya da aktivite ile karşılaşıldığında anksiyete belirtileri ortaya çıkar. Panik atakta görülen belirtilerin hemen hepsi fobik durumla karşılaşıldığında ortaya çıkabilir. Bu belirtilerden bazıları şunlardır:

Çarpıntı

Titreme
Terleme
Bulanık görme
Nefes darlığı
Ağız kuruluğu
Yutkunma güçlüğü
Yüz kızarması vb.

Fobi Türleri

Özgül fobiler:Özgül fobiler belli obje ve durumlara karşı aşırı korku duymak olarak tanımlanabilir. Korku duyulan obje ve durumla gerçek hayatta karşılaşma, televizyon, gazete gibi görsel araçlar aracılığı ile karşılaşma, hatta gözünde canlandırma bile aynı derecede korku yaratabilir. Örümcek, kelebek, yılan, kedi, köpek, hamam böceği, karanlık yer, yükseklik fobileri en sık karşılaşılan özgül fobilerdir. Bu fobileri agorafobi ve sosyal fobiden ayırt eden özellik, korkunun özgül durumlar ve nesneler karşısında (ya da hayal edildiğinde) belirmesidir. Bu özgül nesneler ve durumların ya da imgelerinin  olmadığı durumlarda rahatsızlık belirtisi yoktur. Kişi bu durum ve nesnelerden ya da onların imgelerinden uzak kalmayı becerebiliyorsa, yaşamı çok fazla etkilenmez

Kişi, fobi nesnesi ya da durumuyla yüz yüze gelince panik derecesinde korku ortaya çıkar. Bu deneyim, kişinin zamanla panik tepkisi yaratan nesne, ortam ve durumlardan kaçınmasına neden olur. Kişi fobik kaçınma davranışını sürdürdükçe sıkıntısının azaldığını görür. Bu da kaçınma davranışının pekişmesine neden olur. Bu nesne ve durumların nerelerde bulunabileceğini önceden inceler ve ona göre tedbir alarak, sıkıntıdan kurtulmaya çalışır.

Özgül fobiler genelde çocukluk çağlarında başlar, ancak yirmi yaşlarında rahatsızlananlar da sıktır.

Özgül fobiler üçe ayrılabilir:
Nesne Fobileri : (böcek, kelebek, köpek, sivri uçlu eşya gibi)
Durum Fobileri : (kapalı yer, açık alan, asansör, yüksek yer, uçak, kan görme, enjeksiyon yaptırma)
İşlev Fobileri : (altına kaçırma, gaz kaçırma, terleme, yüz kızarması)

Sosyal Fobi: Anksiyete bozuklukları sınıfı içinde değerlendirilir. Sosyal fobi genelde gençlik yıllarında özellikle karşı cinse ilginin arttığı dönemlerde (13-24 yaşları arasında) ortaya çıkar.
Tedavi edilmezsedaha ileriki yaşlarda da devam eder. Kadınlarda daha fazla görülmesine karşılık erkeklerin tedaviye daha çok müracaat ettikleri bilinmektedir. Belirlenmiş bir genetik nedeni olmamakla birlikte ailesinde sosyal fobi olan kişilerin diğer insanlara göre 3 katı daha fazla risk altında bulunduğunu araştırmalar göstermektedir. Sosyal fobinin DSM 4′e göre tanı ölçütleri (çocuklar için değil) şöyledir :

A. Sosyal ortamlarda yada performans gerektiren durumlarda veya tanımadık insanlar önünde ortaya çıkan belirgin ve inatçı korku. Kişi aşağılanmasına veya utanmasına neden olacak biçimde davranacağından ya da anksiyete (kaygı) belirtileri göstereceğinden korkar.
B. Korkulan toplumsal durumla karşılaşma hemen her zaman anksiyete doğurur,bu da duruma bağlı ya da durumsal olarak yatkınlık gösterilen bir panik atağı biçimini alabilir.
C. Kişi,korkusunun aşırı yada anlamsız olduğunu bilir.
D. Korkulan toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirildiği durumlardan kaçınılır ya da yoğun anksiyete yada sıkıntıyla bunlara katlanılır.

Sosyal anksiyete duyan kişiler başka insanların kendilerini yargıladığı ve negatif değerlendirdiği düşüncesi ile yetersizlik, aşağılanmışlık hisseder ve hayal kırıklığına uğrarlar. Bu kişiler yalnız başlarına kaldığında sıkıntı duymazlar ve anksiyete belirtilerinin sosyal aktivitelerle direk ilgisi vardır. Sosyal fobikler yabancılarla tanışmaktan, tanımadıklarının yanında konuşmaktan veya hareket etmekten rahatsızlık duyarlar. Yanlış bir şey yapacak, söyleyecek ve sanki insanlar onunla alay edecek, onu yadırgayacak, aşağılayacak, herkesin içinde rezil olacak gibi hisseder. Konuşurken herkes ona bakıyormuş gibi gelir. Yaptıkları en ufak hata gözlerinde çok büyür ve rezil olduklarını düşünürler.

Özgül sosyal fobide topluluk önünde konuşamama gibi belirli bir duruma özgül olarak anksiyete gelişmesi gözlenirken yaygın sosyal fobide hemen hemen bütün sosyal aktivitelerde anksiyete oluşur. Bu durum “performans kaygısı” olarak da adlandırılır.

Sosyal fobi şu durumlarla ilişkili olarak ortaya çıkabilir:

Topluluk içinde konuşma
Partiye katılma, yabancılarla tanışma gibi sosyal aktiviteler
Bir iş yaparken başkaları tarafından izlenme
Patron veya amir gibi üstleri ile konuşma
Karşı cinsten birileri ile tanışma veya buluşma
Umumi tuvaletleri kullanma
Telefonda konuşma
Başkalarının yanında yazı yazma
Herkesin içinde yüz kızarması veya kontrolünü kaybetmekorkusu v.b.

Bu kişiler, korktukları durumlarla karşılaştıklarında anksiyeteleri artar. Örneğin sosyal fobisi olan bir öğrenci ders anlatmaya kalktığında dili tutulur, yüzü kızarır, söyleyeceklerini unutur, herkes onu yargılıyormuş gibi gelir ve bu nedenle performansı düşer. Bu kişiler, korkularının aşırı olduğunun farkındadır ancak korkularına engel olamazlar.

Sosyal fobinin utangaçlıktan ayrılması gerekir. Yeni bir ortama giren veya yeni insanlarla tanışan hemen herkes az da olsa anksiyete yaşayabilir, ancak bu her zaman rahatsızlık olarak tanımlanamaz. Bu anksiyetenin sosyal fobi olarak tanımlanabilmesi için sıkıntı duyan kişilerin sosyal ortamlardan kaçınması gerekir. Sosyal fobiklerin en önemli özelliği de kaçınma davranışlarıdır.Utangaç insanlar yeni bir ortama girdiğinde sıkıntı duyabilirler fakat sıkıntıya girmemek için sosyal aktivitelerini kısıtladıkları pek görülmez. Sosyal fobiklerin hissettikleri anksiyete çok şiddetli olmakta ve bu duyguları yaşamamak için başvurdukları kaçınma davranışları bu kişilerin evde, işte, okulda ve diğer sosyal ortamlarda performansını düşürmekte ve ilişkilerin bozulmasına yol açmaktadır.Okul başarısı düşmekte, işte verim azalmakta veya eşler arasında sorunlar ortaya çıkmaktadır.

Ortaya çıkan sosyal izolasyon kişiyi çoğu zaman depresyona sürüklemektedir. Bazen de kişiler bu sıkıntılarından kurtulabilmek için alkol kullanımına yönelmektedir. Yapılan araştırmalarda sosyal fobisi olan kişilerde alkol ve madde bağımlılığı, normal topluma göre daha sıktır. Bunun en önemli nedeni alkolün anksiyete giderici olarak kullanılmasıdır.

Agorafobi: Agorafobi kişinin kolayca kaçamayacağı ortamlara girdiğinde ortaya çıkan yaygın anksiyete duygusudur. Fobiler arasında sık görülen agorafobi, eskiden yalnız meydanlardan, açık yerlerden korku olarak bilinirdi. Şimdi agorafobi çok daha geniş bir anlam taşımaktadır. Yalnız başına kalmaktan, yalnız sokağa çıkmaktan, kalabalık yerlere girmekten; örneğin sinema, tiyatro, tünel, köprü, pasaj, asansör, otobüs, vapur, deniz otobüsü, uçak gibi yerlerde duyulan korkular, artık agorafobi sayılmaktadır.

Sık görülen fobilerdendir. Sokakta rahatsızlanacağını düşünen bu kişiler evden dışarı çıkamaz hale gelir. Genellikle panik bozukluğa bağlı olarak ortaya çıkar. Çoğu agorafobinin temelinde panik nöbetleri bulunmaktadır. Yani hasta panik atak geçireceği korkusu nedeniyle, yalnız başına sokağa çıkmamakta, kalabalığa girememektedir. Panik atak geçirenlerde de agorafobiye sıklıkla rastlanır.

Ayrıca sosyal fobiye bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Kişi yoğun kaygı uyandıran sosyal durumlardan kaçınmak için agorafobi geliştirebilir.

Fobilerin Nedenleri Nelerdir ?
Fobilerin gerçek nedenleri bilinememektedir. Öne sürülen fobi nedenleri türlerine göre değişmekle birlikte aynı fobi türünde de hastadan hastaya değişiklik gösterir. Ruhsal rahatsızlıkların çoğunda olduğu gibi fobilerde de nedenler genetik, biyolojik ve çevresel olabilmektedir.

Genetik yatkınlık:Bazı özgül fobilerde genetik yatkınlık olduğu belirtilmektedir. Örneğin kan aldırma veya enjeksiyon yaptırma fobisi olan kişilerin, ailelerinde de benzer fobilerin görülme sıklığı fazladır. Ancak bu yatkınlığın genetik veya çevresel etkenlere bağlı olarak gelişip gelişmediğini aydınlatacak araştırmalar henüz yetersizdir

Nörokimyasal nedenler: Bazı insanlarda adrenalin ve noradrenalin salınımının fazla olmasının veya etkilenen organların bu maddelere normal insanlara göre daha duyarlı olmasının bu hastalığa yol açtığı ileri sürülmektedir. Verilen ilaç tedavileri de bu maddelerin salınımını veya bedensel duyarlılığı azaltmaya yöneliktir.

Gelişimsel ve çevresel nedenler:Fobilerin, geçmiş yaşantılara bağlı olarak geliştiği yolunda çeşitli teoriler vardır.

Pavlov’un öğrenme teorisinde fobilerin şartlandırılmış refleks davranışlar sonucu oluştuğu ileri sürülür. Bu teoriye göre daha önce kaygı uyandırmayan bir uyaran kaygılı bir uyaran ile bir araya geldiğinde öğrenme yolu ile kaygı uyandıran bir uyaran haline gelmektedir. Örneğin asansör korkusu olmayan bir kişi elektrik kesintisi ile asansörde mahsur kalma sonucunda asansör korkusu geliştirebilir. Bu olay öncesinde rahatlıkla asansöre binebilirken, asansöre binemez hale gelebilir veya asansöre bindiğinde aşırı kaygı duyma görülebilir.

Freud’a göre ise fobiler bilinç dışı çatışmalarla ilgilidir ve ödipal kompleks ile ilişkisi vardır. Bastırılmış, bilinç dışına itilmiş bazı korkular yer değiştirerek normalde kaygı yaratmayacak bir nesne veya duruma yöneltilir ve bu şekilde fobiler gelişir. Yapılan araştırmalarda sürekli strese maruz kalan çocuklarda yaşamın ileri dönemlerinde yaygın fobik davranışlar görülebilmektedir. Sürekli stres yaratan nedenler arasında erken yaşta anne veya babanın kaybı, anne veya babadan ayrılma, ev içinde şiddete maruz kalma sayılabilir. Bazı bedensel hastalıklar, nörolojik ve psikiyatrik hastalıklarda fobik semptomlar görülebilir. Bu rahatsızlıkların ayırıcı tanı yapılırken dikkate alınması gerekir

Fobi Tedavisi Nasil Yapılır?

Fobiler tedavi edilmediği takdirde çok uzun zaman devam edebilir, aslında tedavi olmaksızın düzelen hasta sayısı azdır. Fobi tedavisinde amaç kişinin kaçınma davranışını önlemek ve belli durumlarda ortaya çıkan anksiyeteyi azaltmaktır.Tek başına ilaç tedavisi genelde yeterli değildir. Bunun için antidepresan ilaçlarla   birlikte değişik psikoterapi yöntemleri uygulanabilir.

Fobilerde en sık kullanılan ve başarılı olan terapi yöntemleri sistematik duyarsızlaştırma, aşamalı yüzleştirme, hipnoz ve bilişsel tedavilerdir.

Ayrıca grup terapisi ve aile terapileri de korkunun türüne göre etkili olabilmektedir. Tedavi süresi hastalığın şiddeti, yaygınlığı ve hastanın özelliklerine göre değişir.

Özgül fobilere özel bir ilaç tedavisi henüz geliştirilememiştir. Farmakoterapi, psikoterapiye destek amaçlı kullanılmaktadır.

Sosyal fobide ilaç tedavisi ve psikoterapi kombine bir şekilde kullanılmaktadır

Fobiye bağlı olarak alkol bağımlılığı gelişmiş ise fobinin tedavi edilmesi ile bağımlılığın tedavisi kolaylaşır. Altta yatan fobi belirtilerini ortadan kaldırmadan bağımlılıktan kurtulmak zordur.

PANİK BOZUKLUK

Asagidaki belirtilerden dördünün (ya da daha fazlasinin) birden basladigi ve 10 dakika içinde en yüksek düzeyine ulastigi, yogun korku ya da rahatsizlik duyma döneminin olması:

(1) çarpıntı, kalp atımlarının duyumsama ya da kalp hızında artma olması

(2) Terleme

(3) Titreme ya da sarsılma

(4) nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları

(5) Soluğun kesilmesi

(6) Göğüs agrısı ya da gögüste sıkıntı hissi

(7) Bulantı ya da karın ağrısı

(8) Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmis ya da bayılacakmış gibi olma

(9) Derealizasyon (gerçekdışılık duyulari) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma)

(10) kontrolunu kaybedecegi ya da çıldıracağı korkusu

(11) ölüm korkusu

(12) Paresteziler (uyusma ya da karıncalanma duyumlari)

(13) Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları

Bilindiği gibi panik atak tüm dünyada giderek artan bir önemi ve dikkati üzerinde toplamaktadır. Bu önemi hak etmesinin birinci nedeni, giderek yaygınlaşması, toplum sağlığını tehdit eder boyuta ulaşmasıdır. Yakın zamanda yapılan bir araştırma sonucuna göre ABD de her beş kişiden birinin panik atak geçirdiği belirlenmiştir. Ülkemizde de her yüz kişiden 4′nün tedavi gerektirecek düzeyde panik atak problemiyle karşı karşıya olduğu sanılmaktadır. Her yüz kişiden 10′ u da panik atak için sırada beklemektedir. Hastalığı önemli kılan en önemli etken budur. Diğeri de sanıldığı gibi kolay tedavi edilemediğinin, beklenmedik zamanlarda tekrar ortaya çıkabildiğinin anlaşılmasıdır.

Klinik Belirtiler

İlk panik atak, genellikle spontan bir sekilde ortaya çıkar. Atak, on dakika içinde belirtilerin şiddetinin, süratli bir sekilde artmasi ile devam eder. Fiziksel belirtiler arasında genellikle kalp çarpıntısı, baş dönmesi, nefes daralması, titreme ve terleme vardir. Bu belirtiler, panik atak yaşayan kişi için dayanılması çok güç bir durum yaratır. Atak genellikle 10-20 dakika içinde sonlanır.

Panik atak geçiren kişi, yaşadığı belirtilerin ya sosyal sonuçlarından (başkalarının yanıda bayılma, altına kaçırma, rezil olma vb.), ya biyolojik sonuçlarından (ölüm) ya da ruhsal ve zihinsel sonuçlarından (aklını kaybetme, delirme) korkuyordur. Bazen bu korkuların hepsi biraradadır.

Aslında bu korkuların hiç biri gerçekleşmez ve yaşananların gerçek bir tehlikeyle ilişkisi yoktur ama

panik atak geçiren kişiyi, bu yaşadıklarının gerçekte olmadığına inandırmak çok güçtür. O nedenle başlangıçta psikolojik ve psikiyatrik tedaviye pek yanaşmazlar. Bir dönemi acil servislerde ya da kardiyoloji servislerinde çare arayarak geçirebilirler.

Bu nöbetler ya da ataklar gelmeye devam ettikçe, hastalarda iki temel belirti daha ortaya çıkar. Bunlardan birincisi beklenti anksiyetesi denilen, atakların tekrarlayacağı korkusudur. Hastaların beyni ‘ya bunu tekrar geçirirsem’ korkusuyla çok fazla meşgul olabilir ve bu durum kişiyi depresyona sürükleyebilir.

İkinci temel belirti de kaçınmalardır. Bu nöbetler yaşandıkça kişi bazı ortam ve durumlarda bulunmaktan kaçınır. Örneğin çarpıntısı olacağı korkusuyla spor yapmaktan, havasız kalacağı korkusuyla kapalı ortamlardan, herkesin içinde düşüp bayılabileceği korkusu ile kalabalık ortamlarda bulunmaktan, asansörlerden, toplu taşıma araçlarından, toplantılardan vs. kaçınmaya başlar.

Tedavi

Tedavi bir çok yöntemin kombine uygulanması ile daha çabuk sonuç verir. Sadece ilaçla ya da sadece psikoterapi ile iyileşmesi nadirdir. Tedavinin ilk evresinde en önemlisi, hastanın nöbetler ve hastalık hakkında bilinçlenmesinin (nöbetlerin nasıl ortaya çıktığı, nasıl geliştiği, bilişssel süreçlerin rolü, nöbetin ölüm ya da delirme ile sonuçlanmayacağı, kontrol altına alınabileceği ve tedavinin mümkün olduğu vb.) sağlanmasıdır. Daha sonraki aşamada ise atakları önlemeye yönelik yapılandırılmış tedavi tekniklerinin uygulanmasında yarar vardır (bilişsel-davranışçı teknikler, gevşeme, imajinasyon, nefes egzersizleri vb.). Ancak panik bozukluğun, yineleyici ve kronik bir hastalık olması nedeniyle, yalnızca akut evrede tedavi edilmesi yeterli olmamakta, daha uzun süreli ve kişiyi derinlemesine ele alan bir tedavi yönteminin uygulanması önerilmektedir.

Kendi kendini tedavi etmeye çalışmanın, kendi kendine apandisit ameliyatı yapmaktan farkı yoktur. Mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır. Atakların nüks edebileceği unutulmamalıdır. Tedaviye hastanın katılımı da sağlandığında 4 – 6 ay içinde tümüyle iyileşme şansı %95 dir.

Geçerli tedavi yöntemleri:

- Psikoterapi
- İlaç kullanımı
- Relaksasyon teknikleri
- Nefes egzersizleri
- Spor ve egzersiz
- Biofeedback
- İmajinasyon
- Üstüne gitme teknikleri

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK

Obsesyon (saplantı) irade dışı gelen, bireyi tedirgin eden, benliğe yabancı, bilinçli çaba ile kovulamayan, tekrarlayıcı düşüncelerdir. Kompülsüyon (zorlantı) ise çoğu kez saplantılı düşünceleri kovmak için yapılan, irade dışı yineleyen hareketlerdir. Örneğin namaz kılarken inatla gelen tanrıya küfür düşünceleri yüzünden kişinin okuduğu duayı tekrar tekrar baştan okuması. Kişi bu saplantının aklına gelmemesi için ya da zorlantılı hareketler yapmamak için kendisini zorlar; fakat zorladıkça istenmeyen düşünceler yine gelir, istenmeyen hareketler tekrar tekrar yapılır.

Bu tür saplantılar kişinin kendisine de anlamsız ve saçma gelir. Kişi bu tür dürtü, düşünce veya düşlemlerine önem vermemeye ya da bunları baskılamaya çalışır. Ancak bu düşünceleri kafasından uzaklaştırmaya çalıştıkça bunlar aksine kişinin zihnine daha çok gelirler. Bu tür dürtü ve düşünceler başka bir düşünce ya da davranışla etkisizleştirilmeye çalışılır.

Israrlı, yineleyici, görünüşte bir amaca yönelikmiş izlenimini veren ya da kalıplaşmış her türlü davranış (örneğin; el yıkama, kontrol etme) yada zihinsel eylemler (örneğin; sayı sayma, bazı sözcükleri sessiz bir şekilde söyleyip durma) zorlantı olarak tanımlanır. Zorlantı (kompulsiyon) saplantıların (obsesyon) yarattığı sıkıntıdan kurtulmaya veya korku yaratan olaydan ya da durumdan korunmaya yöneliktir. Ancak zorlantılar kişiye haz ya da doyum sağlamaz. Başlangıçta kişi yapmaya doğru itildiği zorlantıyı yerine getirmemek için bir direnç gösterir. Ancak saplantının oluşturduğu gerilim, zorlantının gerçekleştirilmesiyle kısa sürelide olsa atlatılmış olur. Bu saplantı ve zorlantılar kişinin zamanının önemli bir bölümünü (günde bir saatten daha uzun zaman alır) boşa harcamasına yol açar.

Saplantılar içinde en sık karşılaşılanı bulaşma ve kuşku saplantılarıdır. Hastaların büyük bir çoğunluğunda herhangi bir kişi ile tokalaşma, kapı kolu ve benzeri birçok eşya ile temastan sonra herhangi bir hastalık ya da kirlilik bulaşabileceğine ilişkin kaygılar ortaya çıkar. Bunu izleyerek yıkama, yıkanma ya da kirli olduğu düşünülen objelerden kaçınma zorlantısı ortaya çıkar.

Korkulan nesneler dışkı, idrar, toz ya da mikrop gibi çoğu zaman kaçınılması zor olan bir nesnedir. Kişiler ellerini defalarca yıkayabilirler. Ancak zamanla temizlenme sayısı artar ve süresi uzar. Bir kez yıkamak, temizlenmek için yeterli değildir. Çoğunlukla eller belli bir sayıda yıkanır. Hatta kendilerince belirlemiş oldukları sayı kadar yıkayıp yıkamadıklarından emin olamadıklarında belirlenmiş bu sayıların (örneğin; üç defa ya da üçün katlarınca) katlarınca ellerini yıkarlar. Temizlenme amacıyla sabun, sabun tozu, deterjan, hatta sulandırılmış tuz ruhu kullananlar dahi vardır. Sabunla aşırı yıkanma sonucu eller bembeyaz olabilir, el derisi yüzülebilir ve bu kişilerde temizlik ürünlerine aşırı maruz kalma nedeniyle cilt problemleri görülebilir. Bu kişiler genellikle temiz ve giyimlerine özen gösteren bireylerdir. Kişiler arası ilişkilerde resmi, soğuk ve uzak oldukları izlenimini verebilirler. Konuşmaları ileri derecede ayrıntılıdır.

Bozukluk çocukluk döneminde başladığında erkek çocuklarında, kız çocuklarına kıyasla daha fazla görülür. Ancak yaşın biraz daha ilerlemesi ile kız çocuğundaki sıklığın artışına bağlı olarak aradaki fark kapanır ve bozukluk erişkinlerde her iki cinste de eşit sıklıkta saptanır.

Ortalama başlangıç yaşı 20′li yaşlardır. Çoğu zaman sinsi başlar, kronik alevlenip yatışan bir gidişi vardır. Bu alevlenmeler çoğunlukla stresle ilişkilidir.

Dört ana belirti grubu vardır :
1.) Bulaşma ( kontaminasyon ) : En yaygın görülenidir. Kişi sürekli olarak idrar, dışkı, toz ya da mikrop bulaşacağını düşünür. Bu bulaşmanın kişiden kişiye, nesneden nesneye geçtiğine inanır. Bu durumun yarattığı sıkıntıyı azaltmak için temizleme eylemlerine girişir, ya da onlardan kaçınmaya çalışır .
2.) Kuşku : Kişi bazı işleri yapmadığına, unuttuğuna, ihmal ettiğine inanır. Kapıyı kapattığından, ocağı kapattığından bir türlü emin olamaz bu nedenle kontrol etme kompulsiyonları başlar. Defalarca ocağı, musluğu, kapıyı kontrol etmeye çalışır.
3.) Cinsel ya da saldırgan eylem düşünceleri : (Çocuğuna zarar vereceği, öldüreceği, cinsel tacizde bulunacağı gibi düşünceler)
4.) Simetri – Kuralcılık : Bazı durumların belli bir düzen içinde olmasını isteme şeklindedir. Masanın üzerindeki eşyaların belli bir düzene göre yerleştirilmesi, bu düzendeki en küçük bir değişikliği fark etme ve tekrar eski haline getirme.

Tedavi

Tedavide ilk adım saplantıları hastalığın bir ürünü olarak kabul etmektir. Bu, hastanın kötü ya da günah saydığı obsesyonlar sebebiyle duyduğu kaygıyı azaltır. Hasta bu durumu grip hastalığında olan bir ateş olarak algılamalıdır. Çünkü saplantı zorlantı bozukluğunun tek belirtisi obsesyon değildir. Zorlantılar, ikirciklilik, kararsızlık, herşeyi tanımlama isteği, kendini sürekli kontrol etme gibi başka belirtileri vardır. Tedavi tüm bu belirtilerin kaldırılmasını içerir. Çünkü her bir belirti bir diğerini besler.

En etkin yöntem, yaşayarak maruz bırakma ve tepkiye engel olma tekniklerinin birlikte kullanılmasıdır. Maruz bırakma, hastanın yapmaktan kaçındığı şeyleri yapmasını teşvik ederek gerçekleştirilir. Örneğin, mikrop bulaşacağı obsesyonu nedeniyle belli nesnelere dokunmaktan sakınan bir kişinin, giderek uzayan sürelerle o nesnelere dokunması sağlanır. Tepkiye engel olma ise hastanın, yapmak zorunda hissettiği ritüellere direnmesidir. Örneğin, kirli nesnelere dokunduğu düşüncesiyle elini yıkama zorlantısı duyan kişinin giderek artan sürelerle bu eylemi geciktirmesi sağlanır.

Farmakolojik tedavide, yalnızca semptomların kontrol altına alınması sağlanabilir. İlaçlar, obsesyonlar üzerinde etkili olabilir ama kaçınma davranışlarını değiştirmezler..

TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU

Herkes için travmatik olacak büyük bir duygusal stresten sonra başlayan bir ruhsal bozukluktur. Kişi gerçek bir ölüm, ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma, kendi veya başkalarının fiziki bütünlüğüne tehdit olayını ya yaşamış, ya karşılaşmış ya da tanık olmuştur.

Aşırı korkmuş, çaresizlik yaşamış, üzülmüş ya da örselenmiştir.

Yaşadıklarını tekrar tekrar sıkıntı verici tarzda anımsayabilir; sık sık olayla ilgili rüya/kabus görebilir. Sanki aynı şeyi yeniden yaşıyormuş  gibi hissedebilir. Travmayla ilgili duygu ve konuşmalardan kaçmaya, ilintili kişiler, etkinlik ve yerlerden uzak durmaya çabalar; travmanın önemli bir yönünü anımsayamayabilir.

Eskiden önemsediği etkinliklere karşı ilgi ve katılımı azalır; insanlardan uzaklaşma, yabancılaşma yaşayabilir.  Bunlardan başka uykuya dalma ve uykuyu sürdürmede güçlük, öfke patlamaları, dikkat bozuklukları,  huzursuzluk ve aşırı irkilme tepkileri olabilir. Bu belirtilerin 1 aydan uzun sürmesiyle tanı konur.

Hastalık belirtileri travmatik olaydan sonra bir hafta gibi kısa bir sürede de başlayabilir, 30 yıl gibi uzun sürede de başlayabilir.

Tedavi:

Psikoterapi ve /veya ilaç tedavisi

Tedavide ana yaklaşım destekleme,  travma deneyimine ilişkin anıları yeniden düzenleme, duygu katharsisi, baş etme yolları için eğitme, hasta ve ailesi için grup terapileridir.

Özel teknikler kullanılabilir (EMDR, hipnoz, sistematik duyarsızlaştırma, psikodrama..)

AKUT STRES BOZUKLUĞU

Travma yaratıcı olaydan sonra 4 hafta içinde başlayıp 2 gün – 4 hafta devam eden stres bozukluğu sınıfıdır. Akut stres bozukluğunda sıkıntı verici olayı yaşarken veya sonrasında disosiyatif (çözülme) belirtiler olur. Bunlar:

Uyuşukluk, dalgınlık, tepkisizlik, afallama, yabancılaşma, benliğinin dışına çıkma (depersonalizasyon), travmanın önemli bir yanını anımsayamama gibidir.

Bir yandan da sanki travma yinelenerek yaşanır: Gözüne tekrar tekrar gelen görüntüler, düşünceler, düşler, yanılsamalar, anımsatıcı şeylerle karşılaşınca sıkıntı duyma. Ayrıca travma anılarını uyandırabilecek düşünce, duygu, konuşma, etkinlik, yer ve insanlardan kaçınma çabası olur. Uyuma zorluğu, huzursuzluk, yoğunlaşma güçlüğü, aşırı irkilme gibi bunaltı ve uyarılma belirtileri vardır.

Tedavisi Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nda olduğu gibidir.


YUKARI